in

insan, nerden başlar kendini aramaya?

Şimdi şöyle tam cesaretimi toplamışken… yok yok böyle girilmez yazıya ve kimse de böyle pat diye giremez kendi hayatına, değil mi?

belki de biraz daha özenli olmalı bazı şeyler. Ama boşver şimdi bazı şeyleri.

Ya o şeylerin içindeki kendimden birkaç parçanın da üzerinden öylece geçip gidiyorsam?

ya da orada aslında kendim diye biri yoksa?

insan nerden başlar ki kendini aramaya? insan kendini arar mı ya da?

bulumazsa ne yapar? kimi arar? 155’i? Annesini? ya da en yakın arkadaşını? yoksa sokaklara çıkıp sorar mı kapı kapı?

“kendimi kaybettim, nasıl biri, kaç yaşında ve kaybolduğunda üzerine ne giymiş olduğunu da bilemiyorum ama yine de yardım edebilir misiniz?”

işe yarar mı emin değilim.

Kafamda az ama cevabı herkeste olmayan sorular var.  Mesela; insan, olmak istediği kişi olamayınca ne olur? Sürekli canının acıdığı, düştüğü ve kalkmaktan sıkıldığı yollar aslında yürümesi gereken yollar değilse kendi yolunu nasıl bulur ve kendi yolunda düşmenin büyümenin verdiği tat nasıldır?

Öğrenerek büyümenin bir sınırı yok ama yaşadığımız ömrün bir sınırı var. Sayılı günleri tüketiyoruz hayat yokuşunda. O yüzden yokuşun herhangi bir yerinde nefesim sıkışıp kalmadan önce, bu sorulara cevap vermeli değil miyim? Kim olduğumu ve daha elzemi neden  +1 olarak bu alemde olduğumu sorgulamak kendi yoluma adım atmamın bir parçası olabilir mi?  Neden durup soluklanmıyorum ve sormuyorum kendime yavaşça? Yürümeden koşmaya çalışmanın bir manası yok nasıl olsa.

Kim olduğum, kim olmayı seçtiğim ve hangi yolda adımladığım yalnızca benim serüvenimi ilgilendiriyorsa bu bir benlik yarışı değildir o zaman. Her bireyin yolculuğunun biricik olduğunu anlıyor ve kabul ediyorsam, bana başkalarını yolculuğunun daha kolay, daha güzel ya da daha aydınlık olduğunu kim söylemiş olabilir? Olmaya çalıştığım ama içine bir türlü kendimi sığdıramadığım o ben, bir kişiliğin tam değil ham ve eksiltili hali aslında. Şimdi kaybettiğim beni, polise sormama gerek kalmadı sanırım, başka bir kişiliğin üzerime oturması için aynada provalar yaparken onu unutmuşum dolapta.

 Gerçekten, insan kendi hayatına pat diye giremiyor 21. Yy da ama olsun öyle kolayca elde edilen şeylerin de hiçbir kıymeti yok nasılsa. kendini bulmanın, varlığının anlamını kavramanın yokuşlarında susamak da bir mücadele örneği. Kimseye ne olduğumu ve niçin olduğumu bağırmadan yürümek ve tekamülde  +1 e uzanan virajı dönebilmek.

 Ama önce şey, dolabı açayım ve kendimi bulayım.

Siz de yazmaya başlayabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur!

Değerlendirme

yazar

Yayınlayan süeda çiçek

Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

Avare’nin Günlüğü

Avare'nin Günlüğü-2